Veli, bütün Allah dostlarının ortak adıdır. Ehlullah da bu anlamda yaygın olarak kullanılır. Bütün Allah dostları, diğer insanlar içinden seçilip hayırlarda yarıştıkları için, Kur’an onları kısaca “sâbikûn” sıfatıyla tanıtır. Bu kelimenin anlamı hayırlarda öne geçenler demektir. Bu hayır yarışının sonu, ilâhi huzurda kabul görmek olduğu için onlara “mukarrebûn” da denmiştir. Bu Allahu Teala’ya yakınlık hâli olup özel dostluk makamıdır
Kur’ân’ın bütün ayetleri bir yönüyle Allahu Teala’nın dostunu, dostluğunu ve bunun yolunu tarif eder. Şimdi ehlullahın, Kur’an-ı Hakim’de zikredilen en belirgin sıfat ve hallerini görelim:
Enfal suresi 34. ayetinde Allah (c.c) “Allah’ın dostları ancak muttaki (takva ehli) olanlardır. Fakat (kâfir ve gâfil) insanların çoğu bunu bilmezler.”[1] Buyurmaktadır. Yine bir ayeti kerime de;
“Haberiniz olsun ki, Allah’ın velîleri (dostları) için hiçbir korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir. Dünya hayatında da Ahiret hayatında da onlar için nice müjde (ve kerametler) vardır. Allah’ın söz ve hükümlerinde asla bir değişme yoktur. İşte bu (hâle ve vade ulaşmak) en büyük kurtuluştur.”[2] Buyurmaktadır. Başka bir ayette de;
Siz üç sınıf olduğunuz zaman:
1-Ashab-ı meymene (amel defterleri sağ tarafından verilen müminler). Ne mutlu onlara...
2-Ashab-ı meş‘eme (amel defterleri sol tarafından verilen münâfık ve kafirler). Ne bahtsızdır onlar...
3-Bir de sâbikûn (hayırda en ilerde olanlar, ki; onlar ecirde de en) ileride olanlar. Onlar mukarrebûn (ilâhî huzurda kabul ve yakınlık görmüş) olanlardır, ve naîm cennetlerindedir.”[3] Buyuruyor.
En’am suresi 90. ayette “Onlar Allah‘ın hidayet ettiği kimselerdir. Sen de onların yoluna uy.”[4]
Yine Bakara suresi 20. ayeti kerime de; “İnsanlardan öyleleri vardır ki, Allah’ın rızası için nefsini (ve malını) feda eder.”[5] Buyurmaktadır.
Bu ayetin yanında Gavs-ı sani (k.s) hazretlerinin, “Nefsinizi Ümmet-i Muhammed’in hidayeti için feda edin” sözünü de unutmamak gereklidir.
Veliler her mümine ihlâs, edep ve zikir derslerini öğretir. Bu yüzden her müminin onlarla beraber olması gerekir. Allahu Teala (c.c) Kur’an-ı Kerim de;
“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve sadıklarla beraber olun.”[6]
Buyurmaktadır. Velilerle beraberlik en güzel ameldir. Bütün enbiya ve velilerin sultanı olan Hz. Rasulullah (s.a.v) Allah rızasını arayan sadıklar ile birlikte bulunmayı en güzel amel olarak tanıtmıştır. Cenab-ı Hak, yüce peygamberine dahi şu emri vermiştir:
“Resülüm! Rabb’lerinin rızasını isteyerek, sabah akşam O’na dua (ve ibadet) edenlerle beraber olmaya candan sabret. Dünya hayatının süsünü isteyerek sakın onlardan gözünü çevirme. Bizim zikrimizden kalbini gafil kıldığımız, hevasına tabi olan ve işi devamlı aşırılık olan kimseye itaat etme.”[7]
Âlemlere rahmet kılınan Efendimize (s.a.v) bu emir verilirse, bizim nefsimize ne tür bir vazife gerekir dersiniz?
Şimdi de Hadis-i şeriflerin ışığında Allah dostlarını tanımaya çalışalım.
Yeryüzünde, peygamberlerden sonra Yüce Allah’ın dostluğunu en güzel şekilde Rabbani âlimler ve kâmil mürşitler temsil etmiştir.
İmam Gazali’nin (k.s) belirttiği gibi, peygamberlikten daha üstün bir makam olmadığı gibi, bu makama vâris olmaktan daha şerefli bir şey de yoktur.[8]
Şu halde bu şerefe ulaşan kamil arifler, yeryüzünün en şerefli insanlarıdır. Onları tanımak, sevmek, kudsî halkalarına girmek, hal ve hareketlerinden istifade etmek ve sohbetleriyle bereketlenmek de o derece şereflidir.
Şunu unutmayalım: Peygamber vârisi olan arifler ve âlimler, insanlık için bir rahmettir. Onlar aynı zamanda kalplerdeki Allah ve Hz. Peygamber aşkını ölçmek için en güzel bir vesiledir.
Herkes Allah dostlarına karşı davranışı ile aslında kalbindeki imanı ve takvayı gösteriyor.
Böylece nefsini tanımış, edep anlayışını ortaya koymuş, peygamber sevgisini ölçmüş oluyor.
“Allahu Teala şöyle buyurmaktadır: Her kim benim velî kullarımdan birisine düşmanlık ederse, muhakkak ben ona harp açar (dostumun intikamını alır)ım. Bir kulum, kendisine farz kıldığım şeylerden daha sevgili bir şeyle bana yaklaşmamıştır. Kulum bana nafile ibadetleriyle de durmadan yaklaşır; nihayet onu severim. Bir kere de onu sevdim mi artık ben o kulumun (özel ihsan edeceğim nurum ile) işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. Benden herhangi bir şey isterse onu verir, bana sığınırsa muhakkak onu himâye ederim.”[9]
İmam Tabarânî’nin rivayeti ise şöyle başlar:
“Kim benim velilerimden birisini hafife alırsa, bana düşman olarak karşıma çıkmış olur.”[10]
Bu kudsî hadis Allah dostlarını en güzel şekilde anlatan bir hadistir. Velilere verilen bütün özellik ve güzellikler bu hadiste özetlenmiştir.
Hadisi biraz düşünerek okursak şu önemli neticeleri elde edebiliriz:
Birincisi; Veliler, hususiyle mürşidi kamil ilâhî koruma altındadır. Onlara eziyet etmek Cenab-ı Hakk’ı üzer.
İkincisi; Velilere sataşan kimse, Allah’ın gazâbına uğrar.
Üçüncüsü; Kamil imandan sonra herkes için en önemli amel, farzları yerine getirmektir. İlâhî emir, hüküm ve edeplere dikkat etmeyen kimse velî olamaz.
Dördüncüsü; Farzlardan sonra nâfileler, kulun ilâhî huzura yakınlığını ve derecesini artırır.
Beşincisi; Allah (cc) sevdiği kuluna diğer kullardan ayrı hususiyetler ve hasletler verir. Başkalarının göremediği hikmet ve tecellîleri o görür. İşitemediğini o işitir. Güç yetiremediğine o güç yetirir. Çünkü ona ayrı bir nûr ve yetki verilmiştir.
Altıncısı; Veliler naz makamındadır. Duâları kabul edilir, istekleri verilir. Ancak arifler Allah’tan sadace O’nun affını ve rızasını isterler. Nefislerini Allah’ın iradesine tabi ederler. Değersiz ve gereksiz şeyler için dua etmezler.
Yedincisi; Allahu Teala’nın bu şekilde sevdiği ve övdüğü bir kimseyi “Ben Allah’a iman ettim, ben Rabbimi severim.” diyen her müminin sevmesi ve saygı göstermesi vâcip, ona yanaşıp nûrânî atmosferine girerek istifâde etmesi lazımdır. Sevgiliye ait şeyleri sevmeyen kimse, sevgisinde yalancıdır. Yalan sevgi ise, dilde bir ağırlık, gönülde bir sancıdır.
Toplumda konuşulan tutarsız bir konuda bu devirde veli olumu konusudur. Veliler, her devirde bulunup Kıyamete kadar dini ihyâ ederler. Bu konuda Rasulullah (s.a.v) buyurur:
“Ümmetimden bir topluluk kıyamete kadar Allah’ın emrini ayakta tutmaya devam ederler. Onları terkedenler ve kendilerine karşı çıkanlar onlara bir zarar veremez. Bu durum, Allah’ın kıyamet emri gelinceye kadar devam eder. Onlar insanlara devamlı üstün gelirler.”[11]
Her devirde ilâhî emirleri ayakta tutacak ve dini yayacak bu kimseleri Hz. Ali (r.a) şöyle tanıtmıştır:
“Yeryüzü, Kıyamete kadar Allahu Teala’nın dinini ayakta tutacak, ayetlerini ibtalden koruyacak kimselerden boş kalmaz. Onlar, insanlar içinde adedi çok az, fakat Allah katında kıymetleri çok yüksek kimselerdir.”[12]
Allame Âlûsî (rah.) (1270/1853) der ki:
“Hz. Peygamber’in (s.a.v) fiilen nübüvveti kesilmiştir, fakat onun kıyamete kadar gelecek ümmetiyle alakası kesilmez. Ümmeti içinde nice kamiller, ruhaniyet ve uyanıklık hâlinde kendisiyle görüşüp ondan ilim ve feyz alırlar.
Bir çok ehlullahın bu konuda tecrübe ve şahadeti mevcuttur. Bu tür bir görüşme ancak Hz. Peygamber’in (s.a.v) şeriatından kıl kadar ayrılmayan kamillere nasip ve mümkün olur.
Kamil insanların Efendimizle manevi, kalbî bağı ne kadar kuvvetli olursa, bu tür görüşmeler de o derece kuvvetli olur.”[13]
Veliler Rasulullah’ın (a.s) vârisi ve halîfeleridir. Muhammedî nûru yayar, sünneti ihyâ, kulları ıslâh ederler. Onlara hürmet, Allah ve Rasûlüne hürmet olur. Bu konuda Rasulullah (s.a.v) buyurur:
“Alimler, peygamberlerin varisleridir. Şüphesiz peygamberler, altın ve gümüş cinsi maddî şeylerden mîras bırakmazlar.
Onlar sadece ilim bıraktılar. Kim o ilmi alır ve hakkı ile amel edip yayarsa, (dünya ve Ahirette) büyük bir nasîp ve derece elde etmiş olur.”[14]
“Alimlere ikram ve hürmet ediniz. Onlar peygamberlerin vârisleridir. Kim onlara ikram ve hürmette bulunursa Allah ve Rasulüne hürmette bulunmuş olur.”[15]
Rasulullah (s.a.v) Muaz b. Cebel’i Yemen’e gönderirken, onu uğurlamaya çıktı. Kendisine bazı tavsiyelerde bulundu. Muaz (r.a) binekte, Rasulullah (s.a.v) ise yerde yaya yürüyordu.
Uğurlama yerine geldiklerinde Efendimiz (s.a.v):
“Ey Muaz! Belki bu seneden sonra benimle burada karşılaşıp görüşemeyeceksin!” buyurdu.
Rasulullah’ın ayrılığından (s.a.v) ve bu işaret yollu vefat haberinden dolayı Muaz (r.a) ağladı. Sonra Rasulullah (s.a.v) geri dönüp, Medinelilere yönelerek:
“Benim için insanların en evlâsı, en yakını her kim olursa olsun, nerede bulunursa bulunsun, muttakî olanlardır.” buyurdu.[16]
Gerçek Rabbânî alimler, kamil mürşitler yeryüzünde Allah’ın şahitliğini yaparlar. Onlar din hakkında en güvenilir kimselerdir. Onları üzen Allahu Teala’yı gazaba getirmiş olur. Bu konuda Rasûlulah (s.a.v) şöyle buyurur:
“Alimler Allah’ın kulları içinde emîn kimselerdir.”[17]
“Gerçekten alim, yeryüzünde Allah’ın (emir ve hükümlerini ayakta tutan) sultanıdır. Kim ona karşı gelirse helâk olur.”[18]
Veliler, Allahu Teala’nın seçilmiş kullarıdır. Allah onlarla kalpleri aydınlatır, insanlığa yol gösterir. Fitneler onlara bulaşamaz. Onlar ilâhî bir huzur ve afiyet içinde yaşarlar. Bu konuda Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurur:
“Âlimlerin yeryüzündeki misali, gökyüzündeki yıldızlar gibidir. O yıldızlarla kara ve deniz yolculuğunda karanlıklarda yol bulunduğu gibi (âlimlerle de küfür, gaflet ve günah karanlıkları içinde) Allah’a yol bulunur. Yıldızlar yok olduğu (kaybolduğu) zaman yolcuların sapıtması yakındır.”[19]
Onların nazarları şifa, sözleri deva, meclisleri baştan sona safâdır. Bu konuda Hz. Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurur:
“Kamil müminin ferasetinden sakının. Şüphesiz o, Allah’ın nûru ile bakar.”[20]
Velilerin kalpleri takva ve feyiz kaynağıdır. İlâhî aşk deryasıdır. Allah için onlara gidenler o deryadan sevgi ve feyiz alırlar. Bu konuda Hz. Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurur:
“Herşeyin bir madeni vardır; takvanın madeni de ariflerin kalpleridir.”[21]
“Allahu Teala’nın yeryüzünde yaşayanlar içinde (feyiz ve nûr) kapları vardır. Rabbinizin kapları, salih kullarının kalpleridir. Bu kalplerin O’na en sevgili olanları da en yumuşak ve en ince olanlarıdır.”[22]
Veliler zikrin anahtarıdır, Allah’ı hatırlatırlar. Onlardaki ilâhî heybeti, Rabbânî edebi, üzerlerindeki huşu ve hayâyı, sekinet ve takvayı gören sadık müminler Allahu Teala’yı hatırlar. Velilerin kalplerinde yerleşen zikir nuru, gözlerinden dışa yansır. Bu nurlu nazarlarıyla teveccüh ettikleri kimsede ilâhî bir aşk ve anlayış oluşur. Rasulullah (s.a.v) Efendimiz şöyle buyurur:
“Sizin en hayırlılarınız, görüldüklerinde Allah’ı hatırlatan kimselerdir.”[23]
“İnsanların bazıları zikrullahın anahtarıdır. Görüldüklerinde Allah’ı hatırlatırlar.”[24]
Veliler, bütün işlerini Allah için yaparlar. Allah için severler. Allah için kızarlar. Nefisleri ve dünya adına bir hesapları, ilâhî rızanın dışında gizli de olsa, başka bir hedefleri yoktur. Bu konuda Hz. Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurur:
“Bir kul, Allah için sevip Allah için buğzetmedikçe imanın hakikatine ulaşamaz. Allahu Teala’nın rızası için sevip, O’nun rızâsı için kızdığında Allah’ın dostluğunu haketmiş olur.
Allahu Teala şöyle buyurmaktadır: “Kullarım içinde benim sevdiklerim; ben zikredilince hatırlananlar ve onların anılmasıyla da benim zikredildiğim kimselerdir.”[25]
“Kim Allah için sever, Allah için kızar, Allah için verir ve Allah için menederse, imanını kemâle erdirmiş olur.”[26]
“Amellerin en faziletlisi, Allah için sevmek ve Allah için buğzetmektir.”[27]
Velileri sevmek, kalpteki Allah sevgisinden kaynaklanır. Bu sevgi insanı Allah’ın rızasına ulaştırır. Allah için olan sevginin azı da büyük menfaat verir. Bu konuda Hz. Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurur:
“Allahu Teala şöyle buyurur: “Benim için birbirini seven, birbirini arayıp soran, birbirini ziyaret eden, birbirine infak ve ikramda bulunanlara muhabbetim hak olmuştur.”[28]
Ebû Zerr hazretleri (r.a) anlatıyor:
Rasulullah’a (s.a.v):
“Ya Rasulellah! Bir adam bir topluluğu seviyor, fakat onların ameline gücü yetmiyor, bunun durumu nedir?” diye sordum. Rasulullah (s.a.v):
“Sen ey Ebâ Zerr, sevdiklerinle berabersin” buyurdu. Ben:
“Ben Allah ve Rasulünü seviyorum.” dedim. Rasulullah (s.a.v):
“Şüphesiz sen sevdiklerinle berabersin.” buyurdu. Ben sözü üç defa tekrar ettim, Efendimiz (s.a.v) de aynısını tekrar etti.”[29]
Veliler bütün âlem için bir rahmettir. Dayanılmaz bela ve musibetlere karşı bir emniyettir. Onlar, insanların arasında yaşadıkları sürece etraflarına nur saçar, berekete vesile olurlar. Yaptıkları ve yaptırdıkları zikirler, ibadetler ve niyazlar hürmetine hem kalpler, hem kainat fesattan kurtulur. Bu konuda Hz. Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurur:
“Ashabım ümmetim için bir emniyettir. Onlar gidince ümmetime vaat olunan şeyler gelir.”[30]
Veliler, yeryüzünde Yüce Allah’ı zikrederler, Yüce Allah da onları göklerde zikreder. Onlarla beraber olanlar da bu saadetten pay sahibi olur. Böylece melekler onları tanır. Bu konuda Hz. Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurur:
“Allah’ın dostları içinde öyle kimseler vardır ki; onlar nebî ve şehit değillerdir. Fakat kıyamet gününde Allahu Teala’nın kendilerine bahşettiği lütuf ve makamlardan dolayı nebî ve şehitler onlara gıpta ederler.”
Sahabe-i Kiram:
“Ya Rasulellah! Onlar kimlerdir, haber verir misin? diye sorduklarında, Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu:
“Onlar, aralarında herhangi bir nesep bağı ve maddî alışveriş menfaati bulunmadan sırf Allah’ın muhabbeti ve rızası için birbirlerini sevenlerdir.
Vallahi onların yüzü nûr gibi parlamakta ve kendileri de nûrdan minberler üzerinde oturmaktadır.
İnsanlar korktukları zaman onlar korkmazlar, insanlar üzüldükleri zaman onlar üzülmezler.” buyurdu ardından: “Haberiniz olsun! Allah’ın velilerine asla bir korku ve hüzün yoktur.”[31] ayeti kerimesini okudu.”[32]
Kafir ve gafiller hariç bütün alem, velileri tanır ve sever. Onlar da Ahirette, Allahu Teala’nın kalplerine koyduğu sevgiyi boşa harcadıkları için pişman olurlar. Bu konuda Hz. Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurur:
“Allahu Teala bir kulu sevdiği zaman Cibrîl’i çağırır ve: ‘Ben falanca kulumu seviyorum, onu sen de sev buyurur. Cibrîl de o kulu sever.
Sonra gök ehline seslenerek: ‘Haberiniz olsun, Allah falanca kulu seviyor, onu siz de sevin!’ der’. Onu gök ehli de sever. Sonra o kul için yeryüzünde kabul (ve kullar arasında ona karşı sevgi) konur.
Allah Teala bir kula gazap ettiği zaman, Cibrîl’i çağırır ve: ‘Ben falana gazap ediyorum, ona sen de kız der.’ Cibrîl de ona kızar gazap eder.
Sonra gök ehline seslenerek: ‘Allah falana buğzediyor siz de buğzedin!’ der’. Onlar da kendisine buğzeder. Sonra o kul için yeryüzüne (ve kulların kalbine) buğz konur.”[33]
“Şüphesiz Allah, melekleri, bütün gök ve yer ehli hattâ yuvasındaki karınca, denizdeki balık, insanlara hayır öğreten (alim ve salih) kimseye salat, dua ve istiğfar ederler.”[34]
Velilerin işi kalplere ilâhi aşkı aşılamaktır. Bu iş peygamberlerin mirasıdır. Onların hâlini Rasulullah (s.a.v) Efendimiz şöyle anlatır:
“Peygamber ve şehit olmayan fakat kıyamet günü, Allahu Teala katındaki derece ve itibarlarından dolayı nûrdan minberler üzerinde oturan, peygamber ve şehitlerin kendilerine gıpta (ve gurûr) ile nazar ettikleri kimseleri size haber vereyim mi?” Ashab:
“Onlar kimlerdir Ya Rasulullah? diye sordular. Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurdu:
“Onlar, kulları Allahu Teala’ya Allahu Teala’yı da kullarına sevdiren ve yeryüzünde (devamlı) hayır ve nasîhatla dolaşan kimselerdir.”
Hz. Enes (r.a) şöyle der:
Biz, ‘Allah’ı kullarına sevdirirler bunu anladık fakat, kullarını Allah’a nasıl sevdirirler?’ diye sorduk. Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu:
“Onlara Allah’ın muhabbetini (çekecek şeyleri) emrederler. O’nun hoş görmediği (günah) şeylerden sakındırırlar. İnsanlar onlara itaat edince, Allah da kendilerini sevmiş olur.” [35]
Velileri ziyaretten Allah razı olur. Bu ziyaretin hediyesi olarak ona cennetini bahşeder. Bu konuda Hz. Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurur:
“Size cennet ehli olanlarınızı haber vereyim mi? Bir şehrin (memleketin) öbür ucunda bulunan din kardeşini Allah rızası için ziyaret eden kimse cennetliktir.”[36]
Ayet ve hadislerden de göreceğimiz üzere Allah dostlarının sıfatı ve halleri açık şekilde delilleri ile gösterilmiştir.
Peygamber (a.s.v)’ın daha önce bahsettiğimiz bir hadisi şerifi ile sohbetimizi tamamlayalım.
“Allahu Teala’nın yeryüzünde yaşayanlar içinde (feyiz ve nûr) kapları vardır. Rabbinizin kapları, salih kullarının kalpleridir. Bu kalplerin O’na en sevgili olanları da en yumuşak ve en ince olanlarıdır.”[37]
Allah (c.c.) bizleri hadisi şerifte bahsedilen kaplarının içinde eylesin, Gavs-ı Sani (k.s) hazretlerinin yanından, yolundan ayırmasın inşallah.
Âmin. Velhamdulillahirrabbil âlemin.
Kaynak: Kaynakları İle Tasavvuf – Cilt 1
[1] Enfâl 8/34.
[2] Yunus 62,63,64.
[3] Zümer 39/73.
[4] En‘am 6/90.
[5] Bakara 2/20.
[6] Tevbe 9/119
[7] Kehf 18/ 28.
[8] Gazâli, İhyâ, I, 12.
[9] Buhârî, Rikak, 38; İbnu Mâce, Fiten, 16; İbnu Ebi-d Dünya, Kitabu’l- Evliya, No:1; Beğavî, Şerhu’s-Sünne, I, 142; Beyhakî, Kitâbu’z-Zühd, had. no: 696.
[10] Tabarânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr, No: 7880.
[11] Buhârî, İ’tisâm, 10; Müslim, İmâret, 53; Tirmizî Fiten, 27, İbnu Mâce, Mukaddime, 9; Ahmed, Müsned, V, 34, 269, 278
[12] Serrâc, el-Luma’, 458; Mekkî, Kûtu’l-Kulûb, I, 134.
[13] Âlûsî, Rûhu’l-Meânî, Cild, XI, Cüz: XXII, 34-40
[15] Hatib, Târih, IV, 438; Süyûtî, el-Câmi’u-s Sağîr, No: 1428.
[16] Ahmed, Müsned, V, 235; Ali el-Muttakî, Kenz, III, 91.
[17] İbnu Abdilberr, Beyani’İ-lim, I, 52; Suyûtî el-Câmiu’s-Sağîr, No: 5655; Elbani, Daife, No: 2670.
[18] Deylemi, Müsned, III, No: 4046; Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, No: 5658; Elbani, Zaifü’l-Câmi, No:3838.
[19] Ahmed, Müsned, III, 157.
[20] Tirmizî, Tefsîr, 16; Tabarânî, el-Kebîr, No: 7496; Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, X, 267; Elbânî, ed-Daife, No: 1821.
[21] Taberânî el-Mu’cemu’l-Kebîr, XII, 234; Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, No: 3720; Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, X, 268.
[22] Ebu Nuaym, Hilye, VI, 97; Abdullah b. Ahmed, Zevaidü’z-Zühd, 153; Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, No: 2375; Elbani, Sahiha, No: 1691.
[23] Ebu Nuaym, Hilyetü’l-Evliyâ, I, 6; Beyhakî, Şuabu’l-İman, No: 11108; İbnu Ebi’d-Dünya, Kitâbü’l-Evliyâ, 39.
[24] Taberî, Câmiu’l-Beyân, VII, 131; İbnu Ebi’d-Dünya, Kitâbü’l-Evliyâ, 47; Tabarânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr, X, 205.
[25] Ahmed, Müsned, III, 430; İbnu Ebi’d-Dünya, Kitabu’l-Evliya, 41; Suyuti, ed-Dürrü’l-Mensur, IV, 371
[26] Ebu Davud, Sünnet, 15.
[27] Ebu Davud, Sünnet, 3.
[28] Ahmed, Müsned, V, 229; Hakim, Müstedrek, IV, 169-170.
[29] Ebu Davud, Edep, 113.
[30] Müslim, Fedailü’s-Sahabe, 207.
[31] Yûnus, 62-64
[32] Ebû Dâvud, Buyu’, 76; Suyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, IV, 372; Şevkânî, Fethu’l- Kadîr, II, 458.
[33] Buhârî, Edep, 41; Müslim, Birr, 48; Mâlik, Şear, 15; Begavî, Şerhu’s-Sünne, XIII, 55-56; İbnu Hıbban, Sahih, I, 291.
[34] Ebû Dâvud, İlim, 1; Tirmizî, İlim 19 ( Buradaki tercüme Tirmizî’nin lafzından yapılmıştır. Ebû Davud’un rivayeti biraz farlı olup aynı konudadır.)
[36] Taberâni, el-Kebîr, No: 307; Suyûtî el-Câmiu’s Sağîr, No: 2867.
[37] Ebu Nuaym, Hilye, VI, 97; Abdullah b. Ahmed, Zevaidü’z-Zühd, 153; Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, No: 2375; Elbani, Sahiha, No: 1691.

3 yorum:
selamün aleyküm abi harika bir şekilde hazırlamışsınız yalnız şu var delil olarak yazdığınız
“Haberiniz olsun ki, Allah’ın velîleri (dostları) için hiçbir korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir. Dünya hayatında da Ahiret hayatında da onlar için nice müjde (ve kerametler) vardır. Allah’ın söz ve hükümlerinde asla bir değişme yoktur. İşte bu (hâle ve vade ulaşmak) en büyük kurtuluştur.”[2] Buyurmaktadır.
[2] Hadîd 57/12.....bu hadid 12 değil yunus süresi 62,63,64 ayetleridir..
Uyarınız için teşekkür ederim. Düzelttim inşallah. Allah razı olsun.
Umre turları da bu yolda gidilecek en büyük zirve niteliğinde adeta...
Yorum Gönder